GÜL AROMALI LİMONATA

Yine mi limonata yine bir limonata… Bir önceki yazımda da bahsetmiştim haftalar önce bir kafede güllü limonata içince, daha orada “ben bunu evde yapmalıyım” diye söylenmeye başladım. İçtiğim limonata pembeydi, gül aromasını gül suyu ile verecektim tamam da o pembe renk nasıl olacaktı? Gıda boyası tabii ki kullanamazdım. Önce renksiz gül suyu koyarak bir limonata denedim. tadı çok güzel oldu ama renk konusunu çözene kadar da blogda yazmayacağım dedim. Rengini hallettikten sonra da kokan gül aradım belki o zaman gül suyu kullanmama gerek kalmaz diye ama iki haftadır karşıma hiç kokan gül çıkmayınca tarifi yazmaya karar verdim.

Malzemeler

4 limon

200 gram toz şeker (1 su bardağı)

6 su bardağı su

2 çorba kaşığı gül suyu

2 adet gül

Yapılışı

  • İlk önce gül yapraklarını dalından ayırıp bir kaba koyun ve yıkayın. Üzerine su ilave edip, kısık ateşte 5-10 dakika kaynatın.
  • Kaynadıkça gülün rengi açılmış olacak, ocaktan alın ve süzün.
  • Renkli bir su elde edeceksiniz.
  • Limonların kabuklarını rendeleyin ve şekeri ekleyip ellerinizle iyice ovuşturun.
  • Limonları dilimleyip onları da ekleyin ve ellerinizle iyice sıkarak karıştırın.
  • Su ekleme kısmında önce 5 su bardağı suyu ekleyin ve istediğiniz renge göre gerisini gül haşladığınız su ile tamamlayın. Daha koyu bir renk isterseniz 4 su bardağı su geri kalanını da gül yapraklarının suyu ile tamamlayın.
  • 2 çorba kaşığı gül suyu ekleyin.
  • Soğudukça tadı daha da belirginleşecektir.
  • İçerken ekşi tat alacaksınız ama damakta gül kokusunu hissedeceksiniz.

Gül suyu miktarı yine sizin zevkinize kalmış. Şeker miktarını  da kendinize göre ayarlayabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Written by Simge Çalışkan

Küçükken hep mutfağa girerdim, çok güzel yemekler yapardım..." diye cümleye başlamak isterdim ama benim hikayem maalesef böyle başlamıyor... Evlenince aç kalmamak için yemek yapmaya başladım, soğan ve sarımsaktan nefret eden bir insandım... Bu yüzden soğansız yemek yapma girişimlerim de oldu ama tatsızlıkla sonuçlandı. Böyle bir insanın aşçı olmaya kalkışması pek de tutkulu görünmüyor farkındayım. Ama evde her gün yemek yapınca aslında yemek yemesini ve yapmasını çok sevdiğimi sadece farklı tatlar aradığımı farkettim. Yeni kitaplarla değişik yemekler denedim, yedim, içtim... Daha sonra gazetede gördüğüm bir ilanla Mutfak Sanatları Akademisi'ne yazıldım. Gerçek mutfakta çalışmak nedir hiç bilmezken mutfağın enerjisine, hızına ve hatta o adamı öldüren stresine bile aşık oldum ve artık diplomalı bir aşçıyım..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir