PARİS, JE T’AIME
IMG_0116

Şimdiye kadar en yorulduğum, eşimin “sonunda ayaklarım patlayacak” dediği ama benim son gün topallayarak evime döndüğüm bir gezi yazısına hazır mısınız…

Paris ile ilgili yazılacak o kadar çok şey var ki, ama ben yine özetle gezdiğim yerleri, ayrıntılı da yediğim içtiğim bölümleri yazacağım…

Hani bilmediğin bir ülkeye gitmeden önce nereleri gezeceksin diye araştırırsın, okursun ya, biz de tam tersi nerelerde yemek yiyeceğiz, hangi çikolatacılara gidilecek, en güzel market nerede hepsini araştırdık…
Bu yüzden yemek konusunda hiç sıkıntı çekmedik ve güzel şeyler yiyebildik…

Paris yemek kültürüne gelince, sabahları hamurişiyle başlayan bir gün kruvasan, tartlar, tatlı milföyler ve kahve…
Öğlenleri ayaküstü yenilen sandviçler…
Akşamları ise tüm günün acısını çıkaracak kadar keyifle geçen yemekler… Başlangıç, ana yemek, peynir tabağı (isterseniz) ve olmazsa olmaz tatlı ve kahve ile kapanış…
Tatlı için olmazsa olmaz dedim çünkü yemek yediğim bir yerde tatlı yemediğim için bir garson bu durumu cidden mimikleriyle garipsedi…
Bu kadar yeme içmeye rağmen Fransız kadınlarının nasıl da kilo almadıklarının mutlaka gizli bir sırrı olmalı…

Biz sabah 6 uçağıyla Paris’e gittik ve erken bir saattte orada olunca gider gitmez yemeğe ve gezmeye başladık…
Otelimiz Sorbonne Üniversitesi’nin yanında bulunan Select Hotel‘di… Yeri o kadar güzeldi ki, çoğu yere yürüyerek gidebildik.
Öğle yemeğimizi de bu çevrede bulunan Le Comptoir du Pantheon da yedik. Tipik bir Fransız mekanı..
Menü Fransızca, zaten her yerde bu böyle, yanınızda bir sözlük bulundurun..

IMG_0035

Ben Croque Nordique yedim. Kızarmış ekmek üzerine krem peyniri sürülmüş, üzerinde ise füme somon dilimleri var, yanında bol yeşil salata ile geldi.

IMG_0037

Eşim ise Tartare de Boeuf yedi. Tatil boyunca eşimin genelde çok iddialı yemekler yediğini göreceksiniz, az pişmiş et bile yiyemeyen insan tüm hayırlarıma rağmen tamamen çiğ olarak servis edilen bu eti yedi.
Ama korktuğum olmadı ve sevdi.
Yanında bol yeşillik ve kızarmış patates ile servis ediliyor. Ayrıca hardal da geliyor, çatalınıza aldığınız eti biraz hardal ile karıştırıp yiyorsunuz.
Aslında çiğ et ve bakteri ikilisini düşündükçe bu yemeği her yerde yememek, güvenilir bir yerde yemek en doğrusu ama dışarda yemek yemek (ne olursa olsun tavuk, yeşillik, midye, balık) biraz cesaret istemiyor mu…

Tüm gün caddelerde yürüdük, sanırım bütün enerjimizi de ilk gün harcadık çünkü diğer günler gerçekten çok yorgunduk.

Yürüyerek Rue Mouffetard‘a doğru gittik. Burada yiyecek dükkanları bulunuyormus ama  Pazartesi günüydü ve burada çoğu dükkan kapalıydı.

IMG_0021

Bu cadde üzerinde Türk, Meksika, Çin, Japon her türlü ülkeye ait restoranlar da var. İçi ve önü öğrenciler tarafından dolup taşan bir kebapçı da gördük.

IMG_0023

Hava ne kadar soğuk olursa olsun masalar hep dışarda

IMG_0029
Pantheon

Yolumuzun üzerinde bulunan Pantheon‘u da içine girmeden, gördük.
1789’da inşa edilen bu yapıda Voltaire, Hugo, Rousseau ve Zola defnedilmiş.

Ben soğuk havaya daha fazla dayanamadım ve karşımıza çıkan ilk mağazadan bir kazak alıp, giyerek Jardin du Luxembourg’a doğru yola koyulduk.
Bu havada bile her yer yemyeşildi, eminim yazın burası inanılmaz güzeldir. Zaten yazın burada çimenlere yatılmasına izin verildiğinden büyük ihtimalle çok da kalabalık oluyordur.
Biz de parkta bulunan sandalyelere oturup, kendini gösteren güneşe doğru keyif yaptık.

IMG_0038
Jardin du Luxembourgh

 

LA VAUDEVILLE
Akşam yemeği için La Vaudeville  için yola koyulduk, yine yürüdük, yürüdük.

Bu şahane yere gelme amacımız istiridye yemekti, onu da zevkle yedik.

paris

İki kişi için  9tane istiridye bulunan tabağı sipariş ettik.
Biz önce başlangıç ardından da istiridye yiyecektik, ama işin usulü önce istiridye ardından da başlangıç tabağını söylemekmiş.
İstiridyenin yanında içine soğan ve sarımsak doğranmış bir sirke tabağı da geldi.
Daha önce böyle bir servisle karşılaşmadığımız için nasıl yiyeceğimizi sorduk..
İstiridyeye kaşıkla bu sostan dökülüp öyle yeniliyormuş.

Yanında her zamanki gibi tereyağı ve ekmek de geldi.

İçinde limon dilimi olan bu tabağın ne olduğunu anlayan biri var mı?
Biz çok düşündük ama anlamadık ve çareyi yine garsona bunun ne olduğunu sormakta bulduk.
Meğer bu tabak istiridye yerken balık kokan parmaklarımızı içine sokup ellerimizi temizlemek içinmiş, ah sizi gidi fransızlar, su var sabun var değil mi..
Güzel düşünülmüş bir olay mı bu bilmiyorum, yemek yediğim masada parmak uçlarımı limonlu suya sokup temizlemek çok da hoş durmuyor sanırım.

Başlangıç olarak masamıza gelenler,

IMG_0162

Merus de crabe Royal aux agrumes sur tartare d’avocats
Bu başlangıcın çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim, avokado salatası üzerinde yengeç eti ve yanında közlenmiş patlıcan. Agrumes ise turunçgiller demek, ortadaki sade portakallar.

IMG_0164

Terrine de canard au vin de Toul, confit d’oignons aux pommes et raisins
Bu yemeğe kötü diyemem, ama Fransızların biraz ağır yemekler yediklerini söyleyebilirim. Terin ise (et, balık, sebze gibi ürünleri tatlandırıp, hamur haline getirdikten sonra, kalıplara dökerek şekillendirdikleri yiyecek, içine jelatin de koyulabiliyor, kalıpta şekil alması için)  vazgeçemedikleri bir şey ve nasıl bir şeydir bu deyip, denedim, denemek için güzel bir yer seçmişim sadece bana ağır geldi o kadar.
Yanında verilen üzümlü soğan ise (tatlı) şahane bir şeydi.

IMG_0154
 Ve akşam yemeklerinin olmazsa olmazı şarap…
Dediğim gibi burada ingilizce menü yok ama garsonlar ingilizce konuşuyorlar ve sorularınıza da tatlılıkla açıklayıcı cevapları var.

Bunu sürekli belirtmemin nedeni gitmeden önce Fransızların asla ingilizce konuşmadıkları yorumları..
İngilizce bilmeyen bile bildiği kelimelerle konuşmaya çalıştı, gittiğimiz hiçbir yerde böyle bir durumla karşılaşmadık.

Le Comptoir du Pantheon
5, Rue Soufflot – 75005 Paris


La Vaudeville
29, rue Vivienne
75002 Paris

Written by Simge Çalışkan

Küçükken hep mutfağa girerdim, çok güzel yemekler yapardım..." diye cümleye başlamak isterdim ama benim hikayem maalesef böyle başlamıyor... Evlenince aç kalmamak için yemek yapmaya başladım, soğan ve sarımsaktan nefret eden bir insandım... Bu yüzden soğansız yemek yapma girişimlerim de oldu ama tatsızlıkla sonuçlandı. Böyle bir insanın aşçı olmaya kalkışması pek de tutkulu görünmüyor farkındayım. Ama evde her gün yemek yapınca aslında yemek yemesini ve yapmasını çok sevdiğimi sadece farklı tatlar aradığımı farkettim. Yeni kitaplarla değişik yemekler denedim, yedim, içtim... Daha sonra gazetede gördüğüm bir ilanla Mutfak Sanatları Akademisi'ne yazıldım. Gerçek mutfakta çalışmak nedir hiç bilmezken mutfağın enerjisine, hızına ve hatta o adamı öldüren stresine bile aşık oldum ve artık diplomalı bir aşçıyım..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir