LİMONATA
Limonata_1

Yedim, içtim şimdi de yazıyorum…
Yeni bir yere yemeğe gitmeden önce mutlaka internette o mekan ile ilgili yorumları okuyorum, ne yemem gerekiyor ya da ne yememeliyim…
Hatta gitmeli miyim, gitmemeli miyim diye.
O zaman bende gittiğim yerleri yazayım da başkalarına yardımım dokunsun diye düşünüp, ilk mekanımla başlıyorum.

Açıldığı zamandan beri Limonata’nın methini çokça duydum, bu yüzden gitmeyi çok istediğim bir yerdi.
Limonata’ya rezervasyon yaptıramıyorsunuz, bu yüzden gidip eğer çok kalabalıksa kapıda adınızı yazdırıyorsunuz ve yer boşalıp da sıra size gelene kadar ayakta bekliyorsunuz.
Biz de bir cumartesi akşamı en yoğun olduğu bir zamanda gittik ve yaklaşık 40 dakika sıranın bize gelmesini bekledik.

İçerisinin fotoğraflarını çekmek isterdim ama o kadar kalabalıktıki, mümkün değildi bu. Çok eğlenceli, karışık ama renkli bir dizaynı var, kocaman bir terası var eminim yazın orada yemek yemek çok keyiflidir.
Yalnız yerden kazanmak için biraz insanlarla içiçe oturmak zorunda kalıyorsunuz ki, bu da çok hoş bir şey değil.
Bir de yemek yenilen bir yere koltuk koymaları çok saçma olmus, cünkü kesinlikle rahat yemek yenmiyor.

Menü ilk bakışta insana biraz karışık geliyor, beklememiz 40dakika sürdüyse yemek seçmemiz de bir yarım saat sürmüştür, ama sonra insan menüye alışıyor 🙂

Biz üç kişi farklı şeyler söyledik.
Masamıza gelenler

IMG-20120225-WA0002

Meksika Pizza
Ben tadına bakmadım ama eşim afiyetle yedi. Acılı, içinde tavuk parçaları ve meksika fasulyesi vardı bolca.

IMG-20120225-WA0004

Yengeç etli, kuşkonmazlı salata
Bu salatanın tabanında spaghetti var ayrıca yeşillik, kuşkonmaz ve enginar da vardı bu yüzden gayet doyurucu bir salata ama içinde trüf yağı kullandıkları için bana biraz ağır geldi diyebilirim, klasik tatları seven birinin uzak durması gerek bence.

IMG-20120225-WA0005

İskender Kebap Salatası
Bu salata bildiğiniz iskender kebabının salataya dönüştürülmüş hali, bence fikir güzel. Klasik bir tat ama sunum ve isimler farklı bir hale getirilmiş.
Her zaman çok yemek yiyen arkadaşım bile bunu yemekte zorlandı, sanırım kızartılmış ekmekler biraz yağ çekmiş ve dolayısıyla ağırdı.

Bunun dışında menüde hatırladıklarım Beğendili tas kebabı, karnıyarıklı makarna, kendini döner sanan antrikot…
Herkes tatlılarını övüyordu ama benim tatlı yiyecek halim kalmamıstı.
Sadece ev yapımı sodalarda aklım kaldı, özellikle de zencefillisinde.

Ayrıca gitmeden önce okuduğumuz bir yorum “garsonlarının çok ilgisiz olduğu” yönündeydi ama bize servis yapan garson çok ilgili ve yemekler hakkında bizi bilgilendiren bir kişiydi.
Zaten mekan o kadar kalabalıkki, garsonların orada bir masa ile çok ilgilenememeleri ya da yanlışlıklar yapılması çok normal.
Biz de bir su için tam 3 kere garsona getirmesini söyledik.
Çok kalabalık bir yerde servis de, yapılan yemek de aceleden çok iyi olmayabiliyor. Bu yüzden çok yoğun değil daha boş zamanları tercih etmek daha iyi olur.

Adres :
Teşvikiye Caddesi City’s (sinema katı), Nişantaşı, Şişli
Telefon 1 :
(212) 373 23 00

Written by Simge Çalışkan

Küçükken hep mutfağa girerdim, çok güzel yemekler yapardım..." diye cümleye başlamak isterdim ama benim hikayem maalesef böyle başlamıyor... Evlenince aç kalmamak için yemek yapmaya başladım, soğan ve sarımsaktan nefret eden bir insandım... Bu yüzden soğansız yemek yapma girişimlerim de oldu ama tatsızlıkla sonuçlandı. Böyle bir insanın aşçı olmaya kalkışması pek de tutkulu görünmüyor farkındayım. Ama evde her gün yemek yapınca aslında yemek yemesini ve yapmasını çok sevdiğimi sadece farklı tatlar aradığımı farkettim. Yeni kitaplarla değişik yemekler denedim, yedim, içtim... Daha sonra gazetede gördüğüm bir ilanla Mutfak Sanatları Akademisi'ne yazıldım. Gerçek mutfakta çalışmak nedir hiç bilmezken mutfağın enerjisine, hızına ve hatta o adamı öldüren stresine bile aşık oldum ve artık diplomalı bir aşçıyım..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir